Sabah 9 – Akşam 5 döngüsünden çıkıp kendi zamanını yönetmek kulağa büyük bir özgürlük gibi geliyor, değil mi? Pijamalarla kod yazmak, trafik çilesi çekmemek… Ancak freelance dünyasına adım attığınızda fark ediyorsunuz ki, en büyük patron (ve bazen en acımasızı) yine kendinizsiniz.

Özgürlük mü, Tutsaklık mı?
Evden çalışmanın en büyük tuzağı, “ev” ve “iş” arasındaki sınırların bulanıklaşmasıdır. Ofiste çalışırken kapıdan çıktığınız an iş biterdi. Evde ise bilgisayarınız her zaman bir bakış uzağınızda. Bu durum, ya hiç çalışamama (Netflix ve yatak cazibesi) ya da hiç durmadan çalışma (tükenmişlik sendromu) riskini doğurur.
“Disiplin, anlık arzularınız ile uzun vadeli hedefleriniz arasında kurduğunuz köprüdür.”
Verimlilik İçin Altın Kurallar
Yılların freelance tecrübesiyle sabitlenmiş, kaosu düzene çeviren bazı yöntemler var:
- Mekan Ayrımı: Mümkünse yatak odasında çalışmayın. Beyniniz “burası uyuma yeri mi, çalışma yeri mi?” karmaşası yaşamasın. Küçük de olsa sadece işe ayrılmış bir köşe yaratın.
- Giyinmek: Evet, evdesiniz ama pijamaları çıkarmak zihinsel bir “işe başlama” sinyalidir. Takım elbise giymeyin tabii ama “hazırım” moduna girin.
- Pomodoro Tekniği: 25 dakika odaklanmış çalışma, 5 dakika mola. Bu, dikkatin dağılmasını önleyen en etkili yöntemlerden biridir.
Sosyal İzolasyonla Başa Çıkmak
Evden çalışmanın görünmeyen bir diğer yüzü de yalnızlıktır. Ofisteki o küçük kahve molası sohbetlerini özleyebilirsiniz. Bu yüzden, çalışma saatleri dışında sosyalleşmeye ekstra özen göstermek, coworking alanlarını (ortak çalışma ofisleri) denemek veya dijital topluluklara katılmak ruh sağlığınız için kritiktir.
Sonuç olarak, home office çalışmak bir yetenektir ve zamanla geliştirilir. Özgürlüğün tadını çıkarmak için, kendi kendinizin en iyi yöneticisi olmayı öğrenmelisiniz.

Son yıllarda teknoloji dünyasında yaşanan en büyük kırılma noktalarından birine şahitlik ediyoruz. ChatGPT, Claude ve Midjourney gibi araçlar sadece “yardımcı” olmaktan çıkıp, üretim sürecinin merkezine yerleşmeye başladı. Peki biz geliştiriciler ve tasarımcılar için bu ne anlama geliyor? İşsiz mi kalacağız, yoksa süper güçler mi kazanacağız?
Yaratıcılık Ölmedi, Şekil Değiştirdi
Birçok kişi yapay zekanın yaratıcılığı öldüreceğinden korkuyor. “Herkes her şeyi yapabilecekse, benim uzmanlığımın ne değeri kalır?” sorusu sıkça soruluyor. Ancak benim deneyimlerime ve sektördeki gidişata göre durum tam tersi.
Artık teknik detaylarla (syntax hataları, boilerplate kodlar, CSS ortalama sorunları) saatlerce uğraşmak yerine, büyük resme, stratejiye ve kullanıcı deneyimine (UX) odaklanabiliyoruz. Yapay zeka, hamallığı üzerimizden alıyor.
“Yapay zeka sizin yerinizi almayacak; yapay zekayı iyi kullanan birisi sizin yerinizi alacak.”
Neler Değişti?
Geleneksel web geliştirme süreçlerinde günler süren işler artık saatlere indi:
- Hız: Eskiden 3 saat süren bir prototipleme süreci, doğru promptlarla 30 dakikaya inebiliyor.
- Öğrenme: Yeni bir kütüphaneyi (örneğin Three.js) dökümantasyon okuyarak değil, AI ile interaktif kod yazarak çok daha hızlı öğreniyoruz.
- İlham: Tıkandığımız noktalarda (“Writer’s Block” benzeri “Coder’s Block”) sonsuz bir fikir kaynağımız var.
Sonuç: Adaptasyon Şart
Korkmak yerine adapte olmak zorundayız. ESTweb olarak biz de süreçlerimize yapay zekayı entegre ederek, müşterilerimize daha hızlı, daha hatasız ve daha yenilikçi çözümler sunuyoruz.
Gelecek parlak, yeter ki direksiyonda kalmayı bilelim ve yapay zekayı bir “rakip” değil, çok yetenekli bir “stajyer” veya “yardımcı pilot” olarak görelim.